Sektörün Geleceği

Koronavirüs COVİT19 salgını nedeniyle getirilen yurtdışı ve yurtiçi seyahat kısıtlamaları ve alınan tedbirlerin sonucu, Karayolu yolcu taşımacılığı sektörü faaliyetini sürdüremez duruma gelmiş bulunmaktadır.

Bu salgının ne kadar daha süreceği de belirsizdir.
Bu durumda İşletmelerimizin bir coğu faaliyetini bir dönem geçici olarak durdurmuş ve seyahat yasağının kalkmasıyla, yaz sezonu ve bayram beklentisiyle şimdi faaliyete geçmiş ancak günlük sefer sayıları yüzde elli azaltılmış bulunmaktadır.

Sektörün halihazırdaki mevcut durumu yürekler acısıdır. El frenini çekmiş araçlar park medilmiş şartel kapatılmış önce sarı sonra yeşil ışığın yanmasını beklemektedir. Onbinlerce çalışan işsiz kalmış, işletme yönetim personeli, soför, host hostes, banko görevlisi ve diğer hizmetlilerin durumu belirsizdir.
Çalışanı koru, isdihdamı düşürme kısa çalışma ödeneğinden istifade et çağrısına rağmen, işletmelerimizde çalışanlar ücretli, ücretsiz izne cıkarılmış ve bir kısmı da Coronavirus pandemi gerekçe gösterilerek işten cıkartılmıştır. Salgının etkisinin azalması ve normalleşme ile ilgili belirsizlik devam ettikçe sonbaharda sektörümüzde işten cıkarmaların devam edeceği anlaşılmaktadır.
İşveren de haklıdır. İş olmayınca ben çalışanı ne yapayım!
Ben düşmüşüm önce can derdine, sonra mal ve borç derdine, ondan sonra, devletten nasıl destek alırım bu süreci nasıl kazasız belasız nasıl atlatırım derdine,
bu durumda işciyi emekçiyi kim düşünür!
Ancak vijdan ve merhamet sahibi insanlar düşünür.
İş olacak ki çalışacağız, üreteceğiz, emeğin hakkını ödeyeceğiz , paylaşacağız vergimizi siğorta primlerimizi ödeyeceğiz..
Haklısınız…
Ama şirketlerde YEDEK AKÇE”diye bir şey var.
Hiç duydunuz mu?
Şirketlerin yıllık net kârları üzerinden belli bir oranda ayrılarak, ortaklara dağıtılmayıp şirkette yedek sermaye olarak tutulan paraya “YEDEK AKÇE” denir.
Yedek akçe; Şirketin beklenmedik finansal sıkıntılarını gidermek, şirketin olumsuzluk yaşadığı zamanlarda sermaye desteği olarak kullanılmak veya belli amaçların gerçekleştirilmesi için dönem karından ayrılıp, şirkette tutulur.
Mantığı, şirket karının tamamının ortaklara dağıtılmayıp, bir kısmının şirketi risklere karşı koruma amaçlı ve acil durumlarda kullanılması amacına dayanır.
Küçük işletmeler zaten yedek akçe ayırmazlar yasal zorunluluk olan kısmı da önemli bir rakam değildir. Knun koyucu düşünmüş biz düşünmüyoruz.
Aslında devlet de düşünmüyor!
Ben bizim sektörde bu gerekçeyle işletme sahiplerinin orkaklarının şirkette biraz para kalsın kara günde kullanırız düşüncesyle kasada , bankada para bırakacağını zannetmiyorum.
Bizim her dönem teminatımız yedek akçemiz otobüslerimiz taşıtlarımız olmuştur. Teminatımzı işimiz büyütmek araç sayımızı arttırmak olarak görmüşüz.
Şimdi sat bakalım otobüslerini, kötü günde lazım oldu, satabiliyormusun ?
Satamıyorsun demek ki hiç beklenmedik durumlarda taşıtlar evler arsalar apartmanlar villalar hiçbir değer ifade etmiyormuş? Anlaşılmasını istediğim nokta budur.

Sosyal medyada yapılan paylaşımları takip ediyorum da gülüyorum.
Yandık battık dip yaptık devlet destek olsun, Bunu yazan ve söyleyenler ciddi kurumsal işletmelerin patron ve sahipleri değil, piyasada batmış uzatmaları oynayan küçük işletme sahipleri ve sektörün üzerinden geçinmeye çalışan parazit goygoycular.

Olsun da nasıl olsun? Tek kelime eden öneri getiren yok!
KDV indirilsin,
Akaryakıttan ÖTV kaldırırılsın diyen yok. Akaryakıt fiyatların önemli oranda düştü onun için söz edilmiyor herhalde .
Otobüs işletmelerine kredi muslukları açılsın, şirketin blancosuna bakılmasın, boçlu mu? Vergi borcu, ssk borcu varmı? Bankalada kreditesi nedir? Bakılmasın krizdir verilsin. Neye göre hangi ölçütlere göre belirsiz. Yahu bankaya gidiyorsun on bin lir tüketici kredisi almak için adamın anasını ağlatıyor bankacılar. Devlet enayi mi, Bankacılara aptal mı, karsız, blancosu bozuk, vergi ve piyasa borcu olan işletmeye, neden destek olsun? Sonra batık şirkete neden kredi verdin ve batırdın diye sormazlar mı!
Neyseki seyahat yasağı kalktı da şehirlerarası yolcu taşımacılarının birza sesi kesilkdi.
Turizm taşımacıları haklı olarak ısrarla devlet desteği talebini dillendirmeye devam ediyorlar.

Gerçeklere bakalım; Devletin açıkladığı vergi ve ssk primlerini ötelemesiyle sadece bu konudaki destekleriyle bu belirsiz sürecin idare edilebilmesi zor görünüyor. Mutlaka işletme sahiplerinin ortaklarının manevi desteği yanında maddi desteği şirketten kazandıklarının en azından bir kısmını tekrar şirkete geri vermesi destek olması gerektiği düşüncesindeyim.
KGF Kobi Destekleme Fönundan destek alalım bu süreci atlatalım mümkün mü? imkansız değil zor.
Bankalardan kredi talebinde bulunalım.
İyi de banka teminat ister! Otobüs işletmelerinin tamamına yakını bankalara otobüs üreticilerinin finans kurumlarına borçlu. Taşıt alımında kredi kullanmışlar teminatları zaten bağlı.
Nasıl yeni kredi alacaklar? Alamazlar. Alınacak ders bu gün ve bundan sonra basiretli tüccar mantığına dönmektir.

İşini kaybeden işletmelerin bu sektörde çalışanların sosyal, ekonomik ve hukuki zararlarının sonuçlarını ilerde hep birlikte göreceğiz. Uzun yıllarda nedenlerini niçinlerini tartışacağız.

Dip yapmış sektörün geleceğiyle ilgili düşünmemiz gerekenlerin başında bu sektör bu krizden ancak devlet desteğiyle çıkar demek yanlışından kurtulmaktır.
Herşeyi devletten beklemek yerine bundan sonra ne yapabiliriz sorusunu kendimize sormaktan, sektör dışından akıl almaktan geçtiği düşüncesindeyim.
Sektör ileri gelenleri tarafından sürekli dile getirilen dünya gerçekleriyle ve işletme modelleriyle hiç örtüşmeyen Dünya da otobüs işletmeciliğini en iyi biz yapıyoruz. Yanlışından da vaz geçmeliyiz.
Ben de iddia ediyorum en kötüsünü biz yapıyoruz.
Sonuç ortada başka söze gerek yok!
AB ülkelerini saymıyorum, Çin, Şili, Peru, Malezya, Singapur, Japonya bile bizden daha iyi yapıyor. Aksini bana biri ispat etsin.
Neyimiz bu saydığım ülkelerden ilerde, Çay kahve vermekle koltuk arkası ekranla internet ve şarz
hizmeti vermekle üstünlük olmuyor.

Bu günden sonra yapılacakların başında sektörden birileri bu işi görev edinsin bu işe önayak olsun, bu potansiyelde tanıdığım bir çok insan var. Sektörün önce çok iyi bir analizi yapılsın U-ETDS verileri bence bu konuda çok önemlidir. Üniversitelerle işbirliği yaparak, işletme, tanıtım pazarlama, bilet satış, hizmet standartları kapasite kullanımı dikkate alınarak Avrupa, Amerika, Güney Amerika işletmeciliği incelenerek bir örnek işletme medeli oluşturulsun ve bu örnek model üzerinden sektörün yeniden yapılandırılması gerektiği rapor halinde sektöre duyurulsun.
Uygulayan uygular, uygulamayan uygulamaz. en azından böyle bir model proje elimzide olsun.
Bu model çercevesinde yasa ve yönetmeliklerin yeniden düzenlenmesi İlgili Bakanlıktan istenebilir.

Sektörde uzun yıllar model ve örnek teşkil eden Varan ve Ulusoy modeli bence günümüzde eskimiş ve geride kalmış bir işletmecilik şeklidir.
Bu konuda bizler ve bizim neslimiz bu işi beceremez. Beceremedik. Tüm yenilikler ve uygulamalar sektör dışından ve ithal geldi. Biz de taklit ettik.


Bakın önümüzde çok güzel işleyen ve AB içinde sürekli büyüme gösteren Almaya modeli var.. Bir teknoloji şirketi Avrupa’nın en büyük otobüs işletmesi oldu ve ülkemizin en köklü en büyük firmasını satın aldı. Ülkemizi Türk insanını çok sevdiğinden değil karlı gördüğü için bu işe girdi.

Yürütemez, getirmek istediği işletme modeli bize uymaz, bize benzediler, geri adım attılar, demek yerine, Neden geldiler karlılık için neler yapıyorlar veya neden yapıyorları araştırmak bizim sektörümüze çok fayda saglayacaktır.

Salgının genel anlamda ekonomik sistemde oluşturduğu tahribat, dolayısıyla bizim sektörümüze olan etkisi tarafımızdan doğru okunamadı ve algılanmadı. Sadece yandık bittik, aman destek, onlar (D2) taşıyor bize niye izin verilmiyor denildi. Bu olağanüstü durumda, yeniden yapılanma ve kurtuluş receteleri önerilmedi sunulmadı.Sektörde işbirliği imkanlarının araştırılması, yönünde olmadı olamıyor. Öncelik sektör temsilcileri arasındaki çıkar çatışmalarının su yüzüne çıkması ve sen yaptın ben yaptım ben talepte bulundum ben önce yazdım ben bakana bidirdim, önce ben bildirdim tartışmalarıya geçti.
Yüzde elli doluluk oranı uygulaması ve dayatması ve sonuçları maliyetlere yansıması bile doğru okunamadı.
En büyük hata ise normalleşme başlayaınca seyahatler artacak büyük bir patlama yaşanacak kandırmasıdır.
Evet tek yönlü patlama oldu, tatil yörelerine ve yazlıklara doğru oldu seyahate gidecekler uçak ve otobüs ile değil özel otomobilleriyle seyahati tercih ettiler.
Bir başka hata ise yüzde elli doluluk oranı genelgesi yayınlanınca bu fiyatlara kurtarmaz söylemi başladı.
Doğru mu doğru!
Sonra tavan fiyat getirilsin denildi.
Bakanlık dikkate aldı. Fiyatları makul ve kar edilebilir seviyeye getirdi. Sektörün bir kesimi memnun
bir kesimi fiyatlar yüksek demeye başladılar.
Ortada yolcu yok. Zannetiler ki fiyatların yüksekliğinden yolcu gelmiyor.
Seyahat yasagının kalktığı yurt içi Uçak lın fiyatlarına ve doluluk oranlarına bakmak akıllarına gelmedi.
İş olmayınca bu sefer Bakanlığa fiyatların yüksekliğinden yanlış hesaplandığından dem vuruldu Bakanlığın da zaten işin egeldi ve fiyatları düşürdü.
Gene iş yok…
Oysaki yüksek dediğimiz fiyatlar kalsaydı ve arz ve talebe göre yüzde 30 indirim uygulasaydık. Gerçekleştirdiğimiz seferlerde, Bu talep ve doluluk kapasitesi ile sefer başı kar edebilirdik.
Bu sektörü yönlendirenlerin tamamen starteji yanlışlığıdır.
Otobüs bileti konusunda görüşüm serbest piyasa koşullarına ve arz ve talep dengesine oluşmalı ,
Devlet uçak fiyatlarında olduğu gibi otobüs bileti fiyatlarına müdahil olmamalıdır. Bana göre tamamen serbest bırakılmalıdır.


Sektörün tüm enerjisini İstanbul otogarına ve yeni yapılacak Anadolu yakası otogarına harcamak yerine seltörde faaliyet gösteren STK da bu konularda çalışma yapması ve önceliği sektörün yeniden yapılanma modeli üzerinde çalışması temenimdir.
Sektördeki dernek ve federasyonlar ve yönetimler 4925 Sayılı Karayolu Taşıma Kananu ve yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerle uğraştılar tartıştılar. Hala da tartışıyoruz.
Yapılan düzenlemeyi kanun ve yönetmelik çıktıgı zaman bile getirilmek istenen modeli ve sektörün nereye götürüldüğünü anlayamadılar. Yapılan düzenlemelere karşı olan ve düzenlenmesi veya düzeltilmesini istedikleri, taleplerin bir çoğu gerçekçi değildi. Dünyadaki teknolojik gelişime ,ulaşımda uygulanabilecek ve adapte edilebilecek uygulamalara göre değil, Taleplerini eskiden kalan iş ve modellerinin alışkanlıklarının sürdürülmesi veya kayıp edilmemesi yönünde kullandılar.

Sektör temsilcileri ve bankodan geldim, ben bu işi en iyisini bilirim diyen şirket yöneticileri, aslında bu vizyonu taşımadıkları ve ağır aksak yürüyen sisteme inandıkları için ve kanun ve yönetmelikler düzenlenirken kendi öngördükleri türden bir yapılanmaya sektörü zorladılar. Hala da zorlamaya devam ediyorlar.
Bunun bütüncül adı “Mevcut düzen devam etsin”dir ve bunda bu güne kadar da israr ediyorlar.
Şimdi sektör dernekleri ve federasyonları salgın süresince sektörün hak ve menfaatlerini koruyamadıkları için eleştiriliyor. Sektörde temsil sorunu olduğu dile getiriliyor. Bu durumu fırsat bilen bir kesim yeni oluşumlardan bahsediyor. Hatta birlik kurulması talebinde bulunan bile var.
Sektörün bir kesimi TOBB içinde ve dışında oluşturulacak kanun ile kurulmuş bir birliğin sorunları çözebileceği düşüncesindeler. Ben bu fikre açıkça katılmadığımı ifade ediyorum.
Bu düşünce yapısıyla daha fazla sorun cıkaracağı düşüncesindeyim . Gerekçe olarak ifade edilen, temel amacın sektörü kamu desteğiyle yönetmek fikrinden yola çıkılması sektörün bağımsızlığını ortadan kaldıracağı kamuyla uyumlu geçinmek her istediğinin yapılması anlamına geleceğini düşünüyorum. Ortada TÜRSAB ve Türkiye Barolar birliği sorunlarını hatırlatmak isterim! Sektörel STK ların Dernek Federasyon ve Konfederasyon çatısı altında, temsil edilmesi amaçlanmalıdır. Bu bağlamda sektörün çıkarlarının kollanması gözetilmesi talepte bulunulması ve gerektiğinde tavır alınması amaçlanmalıdır.
STK temsili olmuyor bu güne kadar başarılmadı denebilir. Burada hata STK larda değil, STK ların yapılanmasındadır. STK Destek olmayan sektördedir. Federasyonlar arasında uyum olmamasındadır. Hak, menfaat ve temsil hüvviyeti çatışmasındandır.

Bu sektör bu işe nasıl sokuldu, biliyorum yüzlerce binlerce farklı kişilerden dinledim..Otogar yapmak, otogar işletmek, İstanbul’un dışında ne zaman sektörün birinci önceliği oldu?
Otobüs işletmecisi alt yapısını kullandığı otogarlarla ilgisi sadece ödediği kira ve giriş cıkış parası
ücretlerin yüksekliğ derdi olmalıdır. Bırakın kim nereye yaparsa yapsın o belediyelerin sorunu. Vatandaş gider gitmez bırakın vatandaşla belediye çarpışsın.
Alibeyköy otogarı örneği var önümüzde ne oldu hiç kimse girmiyor. Zarar kimin hanesine işlendi Belediyenin.şimdi Büyük İstanbul otogarı belediye ye geçti,ne oldu sektör battı mı,
Bırakın altyapı üstyapı eksiklilkerini belediye yapsın, yapıyorda. Mükemmel bir yer haline de getirebilir para var imkan var sorumluluğu var. Biz ve yolcularımıza natamam rezil bir yerde hizmet vermeye çalıştık mecbur bırakıldık.

İkinci konu ücretsiz servis konusu yıllarca bu konu her toplantıda dile getirildi.Büyükler istemedikleri için kaldırılmadı.
Bırakın bu işi belediyeler özel sektör işletmecileri kim yaparsa yapsın, zaten İstanbul un dışında birçok ilde yapıyorlar.

Akaryakıttan alınan ÖTV konusu tamamen gündemden düşürülmelidir.

Üçüncü konu biletlerde KDV nin indirilmesi konusu. Bence bilet fiyatlarından KDV oranının indirilmesi sektörün menfaatine değildir. Zararınadır. Biricisi biz Devletten her zaman alacaklı olacağız bu parayı biz hiç bir zaman alamayız. Zaten taşıt alımı dolayısıyla hep alacaklıydık simdi daha fazla alacaklı olacağız. Devletin kdv sini alır kullanırız diyenler yanılıyorlar. Balans ayardan kaçarsa sektörün bir kısmında olduğu gibi şehirlerarası yolcu taşımacılarına da tevkifat getirebilirler. İkincisi başlangıçta olsa da kamu ve yolcu ile karşı karşıya kalacağız kdv düştü fiyatları düşürün baskısı gelecek. Bence KDV gündemden kaldırılmalıdır.
Bu uygulama zaten geçici bu yılın sonuna kadar uygulanacak.

Üçüncü Köprü den geçme zorunluluğu bu konuda birçok girişimler oldu hatta alternatif önerileri de yapıldı kabul edilmedi. Israr edilmelidir sektörün talebi haklıdır.

Otobüs işletmelerinin operasyon, muhasebe bilet satış ve tanıtım pazarlama hizmetlerinin dijital çağa ayak uydurması, bugün 7 ay öncesine göre kat be kat daha büyük önem arz etmektedir. Salgın sürecinde bize ve bir çok sektöre getirilen mecburi yasak ve kısıtlamalar uygulamalar dijitalleşmenin önemini açıkça göstermiştir.
İşletmelerin kurumsallaşmasının ilk aktörlerinden birisi dijital entegrasyondur. Kurumsallaşmayan ve dijitalleşemeyen otobüs işletmelerini önümüzdeki yıllarda zor günler bekliyor.
Dijitalleşmenin yanı işimizi elektonik ortama taşımanın nimetlerinden istifade ettik veya edemedik.

Söylemek istediğim asıl işimize odaklanalım.

Devlet teşvikiyle son on yılda hormonlu bir şekilde büyüyen, sivil havacılık sektörünün son durumu bize örnek teşkil etmelidir.
Hormonlu büyüyen hormon kesilince kurur.

Böylece, geçmişi mevcut durumu ve yaşadıklarımızı değerlendirirken geçmişi eskiye referansla anlamaya ,açıklamaya ve tekrar uygulamaya çalışırsak aynı hatalara düşeriz. Bir arpa boyu yol alamayız. Açıkçası noktayı muamma okuruz.
Birlik beraberlik, yeni fikirler yeni projeler yeni uygulamalar.
Bu sektörü kurtarabilir.
Saygılarımla.

Nusret ERTÜRK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close Bitnami banner
Bitnami